Satranç – Stefan Zweig

Stefan Zweig 1881’de Avusturya’da doğmuş bir gazeteci ve yazardır. Edebi kariyerinin zirvesine çıktığı 1920 ve 1930’lu yıllarda, dünyada en çok çevrilen kitaplara sahip olarak popüler yazarlardan biri olmuştur. 1930’ların başlarında Nazilerin Avrupa’yı ele geçirmeye başlamasıyla ülkesinin ve Avrupa kıtasının geleceği hakkında büyük endişe duyar ve sırasıyla İngiltere, ABD son olarak da Brezilya’ya yerleşir. Bu yazımda ele alacağım “Satranç” adlı eserini 1941 yılında burada sürgündeyken yazmıştır. 2. Dünya Savaşı’nın devam ettiği dönemde Avrupa’nın karanlığa sürüklenişi karşısında büyük bir umutsuzluk yaşamış ve kendisinin “vatanını kaybetmiş bir Avrupalı” olduğunu söylemiştir. Bu ruh hali onun ölüm kararında önemli rol oynamıştır. Stefan Zweig ve eşi Lotte, 22 Şubat 1942 tarihinde Brezilya’nın Petropolis kentinde birlikte intihar etmiştir.

Stefan Zweig’in son yazdığı yazılarda derin bir uygarlık yası, sürgün edilmiş olmanın verdiği köksüzlük hissiyatı, psikolojik olarak tükenmişlik ve yorgunluk hali vardır. Bu yazımda yazarımızın en çok tanınan eserlerinden biri olan “Satranç” kitabındaki karakteri mizaç ilmine göre tahlil etmeye çalışacağım. Yazarımızı daha yakından tanımak için kitabında yer verdiği Dr. B. karakterini analiz etmek işimize yarayacak mı? Hep birlikte görelim.

Bir iş için ne kadar çaba gösterir ve vakit ayırırsanız kısaca o işle ne kadar meşgul olursanız, o işle en az sizin kadar ilgilenmiş kişi ya da kişilerle hayatınızın bir yerinde mutlaka karşılaşırsınız.

Dr. B.’nin gemide dünya satranç şampiyonu Mirko Czentoviç ile karşılaşması bir tesadüf mü? Yoksa bir hak ediş midir?

Kitabımızın kahramanları New York’tan Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisinde karşılaşmışlardır. Bu kahramanların ilki dünya satranç şampiyonu Mirko Czentoviç, diğeri sıradan bir satranç oyuncusu olan anlatıcı ve kitabın asıl kahramanı olan Dr. B.dir. Dr. B. bir gün gemide dünya satranç şampiyonu olan Mirko Czentoviç ile bazı kişilerin satranç oynadıklarını görür. Onlara yardım eder fakat yardım ettiği kişilerin dünya satranç şampiyonuna karşı oynadıklarını bilmiyordur. Dr. B.nin yardımı sayesinde Mirko Czentoviç’e karşı beraberlik sağlanır. Dr. B.nin mükemmel bir satranç oyuncusu olmasının altında geçmişte yaşadığı travmatik bir olay yatmaktadır.

Dr. B. Viyanalı bir avukattır. Babasıyla birlikte büyük manastırların ve eski Avusturya hanedanı üyelerinin mal varlıklarını yönetmektedir. Bu işini Avusturya’nın Naziler tarafından işgalinden sonra da sürdüren Dr. B. mal varlıklarına el koymak isteyen Gestapo tarafından tutuklanır. Gestapo, avukatı konuşturmak için sıra dışı bir yöntem kullanır. Dr. B dış dünyadan tecrit edilerek bir otel odasına yerleştirilir. Herhangi biriyle konuşması ve odasında kitap, dergi, kağıt ya da kalem bulundurması yasaktır. Tamamen dış dünyadan soyutlanmıştır. Tek kelime söylemesine izin verilmeyen nöbetçinin dışında hiçbir insan yüzü görmüyor, kendisiyle ve odadaki birkaç nesneyle baş başa kalıyordu. Dr. B. kendisinin deyimiyle bir hiçliğin içerisinde uzun bir süre geçirir. Bu durumdan dolayı ruhsal dengesini yitirmenin eşiğine gelmiştir. Bir gün girdiği bir sorguda sırasını beklerken bir kitap bulur ve onu gizlice alır. Odasına dönüp, kitaba baktığında kitabın 150 adet şampiyonluk oyununu içeren ders kitabı niteliğinde bir satranç kitabı olduğunu görür. Kitapta yer alan oyunların hepsini tek tek oynar ve onları ezberler. Ancak bir süre sonra bu da yeterli gelmez yeni oyunlar kurgulamaya başlar. Ve kendi kendisiyle bir mücadele içerisine girer. Bunu yapabilmek için birbirine düşman olan iki farklı kişilik yapısı geliştirmek zorunda kalır. Önünde gerçek bir satranç tahtası olsa belki işi daha kolay olabilecekken zihninde bu oyunları tasarlayıp oynaması, her siyah ya da beyaz taş için dört ya da beş hamle öncesinden birkaç kez hayal etmek durumunda kalması onun zihnini çok yorar. İlk başlarda sakin ve dengeli düşünebiliyorken zamanla kendi kendine meydan okumaya başlar ve sabahın erken saatlerinden gecelere kadar oyundan başka bir şey düşünemez hale gelir. Artık rüyalarında bile satrançla ilgili şeyler görmektedir. Ve sorguya çağrıldığı zamanlarda doğru düzgün düşünüp cevap veremeyecek hale gelir. Yaşadığı bir tür “satranç zehirlenmesi”dir.

Dr. B. zihinsel olarak aktif birisidir. Uzun süre tecrit altında kaldığı süre içerisinde en çok da bir kitap, dergi ya da kağıt, kaleminin olmaması karşısında zorlanmış ve bu zor zamanında bulduğu kitap onu bu çıkmazdan kısmen çıkarmıştır. Yüz elli adet şampiyonluk oyununu içeren satranç kitabı onun zihinsel aktifliğini devam ettirmesi açısından ilk günlerde işine yaramıştır. Fakat zamanla o da yetmemeye başlamıştır. Her gün istikrarlı bir şekilde iki oyun sabah, iki oyun öğleden sonra oynuyor, akşamları da hızlı bir tekrar yaparak zihnini öylesine meşgul ediyordu ki bu yaptığı zihin egzersizi zamanını doldurmasına yetmişti.

Dr. B.nin zihinsel olarak bu kadar aktif olması ve satranç gibi bir strateji oyununu planlayabilmesi onun mantıksal yönünün olduğunu gösteriyor. İstikrarlı bir şekilde oyununa devam etmesi bunu bir rutine dönüştürmesi ve sabırla tekrar tekrar aynı oyunları oynaması, oynayacak oyun kalmadığında kendisiyle olan mücadelesi, kendini yiyip bitirmesi, düşünmeyi asla bırakmaması, beyninin hiç susmaması, Dr. B.nin aynı zamanda melankolik yönünün olduğunu gösteriyor. Ayrıca Dr. B. gemide şahit olduğu satranç oyununda dünya satranç şampiyonuna karşı yardım ettiği rakip takıma kazandırdığı başarıya rağmen kendisine Mirko Czentoviç’le birebir oyun teklif edildiğinde, bu oyunu aylarca zihninde oynaması ve çok iyi bilmesine rağmen Mirko Czentoviç’le oynama konusunda tereddüt etmesi ve kendini yetersiz hissetmesi mükemmeliyetçi bir yapıya sahip olduğundan dolayıdır.

İbni Sina’ya göre melankolik mizaca sahip kişi olayları derin analiz etmeye, sürekli akıl yürütmeye, mantıksal bağlantılar kurmaya eğilimli olur. İbni Sina bu durumu “fikri kuruluk” olarak adlandırır. Kara safra arttığında kişi duygularından uzak, daha soğuk ve rasyonel düşünmeye yönelir. Zihni, konuları mantıksal açıdan irdeler. Aşırı analiz, fazla muhakeme, mantıksal delillendirme arayışı artar. İbni Sina aşırı mantıksallık ve aşırı düşünmenin, kara safranın soğuk-kuru etkisinden kaynaklandığını söyler. Kara safra soğuk ve kuru olduğundan tedavisi için tam tersini sıcak ve nemli gıdaların tüketimini önerir. Yine İbni Sina’ya göre kara safra hıltının fazlalığı melankoli, karamsarlık, depresyon, korku, sanrı gibi rahatsızlıklara neden olur. Kişinin aşırı düşünmesine, kuruntulu ve kaygılı olmasına bazen de gerçekle bağını koparmasına sebep olur. Dr. B.nin aşırı olan zihinsel aktivitesi onun bir tür sinir krizi geçirmesine yol açmış ve onu deli mi yoksa akıllı mı olduğu belli olmayan bir yere getirmiştir. Bu bilgilerden yola çıkarak Dr. B.nin melankolik (toprak) mizaçla benzer özellikler gösterdiğini söyleyebiliriz.

Aşırılığa kaçan her şey bir yerden sonra mizacın kişiye galip gelmesine yol açar. Kişinin mizacının olumsuz özelliğini fazlaca yaşaması mizacının kişiye galip olması halidir. Mizaç kişiyi değil, kişi mizacı kontrol etmelidir. Unutmayalım ki her oyunda olduğu gibi dünya oyununda da kurallar vardır. Ve bu kurallardan biri de dengede kalmaktır. Dengeyi bozan kişi kuralları ihlal ettiği için oyundan atılır.

Kategoriye Ait Diğer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir