Mizacın Önemi

İslam vahyinin ilk kelimesi olan “Oku” emrinin neyi ve nasıl okumamız gerektiği konusu ilk insandan bugüne  üzerinde düşünmeye devam ettiğimiz, fakat net bir cevabını bulamadığımız insanın hakikati arama yolculuğunda belki de ölene kadar devam etmesi  gereken bir süreçtir. Bu emrin ilk muhatabı olan Hz. Muhammed (s.a.v)’de  “ne okuyayım?”  diye sormadı mı? Yaratan Rabbinin adıyla okuması  istenen şey ne idi?

Yaratan rabbinin adıyla oku! Ayetini öncelikle yaratan ve rab kelimelerini ele alarak anlamaya çalışalım. (  اقرا بسم ربك الزى خلق )  “ yaratan Rabbinin adıyla oku!” bu ayette yer alan خلق   kelimesinin ilk akla gelen anlamı yoktan var etmek demektir. Öncelikle yokluk aleminden varlık alemine gelmemiz üzerinden tefekküre  başlamalı ve yaratılışımız üzerine okumalar yapmalıyız.( رب) kelimesi ise terbiye eden,sahip,efendi,yaratıcı,ilah anlamlarına gelmektedir.Öyleyse  okumalarımızı bizi yaratan, terbiye edenil İlahımız adına yapmalı ve okumalarımıza onun adıyla başlamalıyız.

Bir sonraki ayet olan( خلق الانسان من علق ) “Oinsanı alaktan yarattı.”  Yine yaratma fiiliyle başlamış ardından insana dikkat çekilmiş, insanın neyden yaratıldığının bilgisi verilmiştir. ( علق ) kelimesi cenin,asılı duran şey, ilgi, alaka gibi anlamlara gelmektedir. Burada  ( علق)  kelimesinin kullanılmasıyla insanın yaratılışını daha iyi anlaması için öncelikle onun özüne inmesinin gerekliliği vurgulanarak insanın maddesel olarak özünü oluşturan ana maddesi üzerinde düşünerek işe başlamak konusunda bize  yol gösterici olabilir.

Bir sonraki ayette yinelenen “oku” emri ile yaratılışımız üzerinde insanın özünden başlıyarak tekrar tekrar okumalar yapmasının ne denli önemli olduğu vurgulanıyor olabilir.Yaratılışımız üzerinde okumalar yapmaya başlarken bu okumalara insanın özünden başlamasının gerekliliği üzerinde düşünerek öncelikle  ( خلق) kelimesi huy,mizaç,karakter,ahlak anlamlarında kullanılmıştır.Öyleyse yaratılış ve huy(mizaç) kelimeleri aynı kökten gelmekte olup birbiriyle bağlantılıdır. Bu bağlantıları kurarak şu ayetle berber okuyabiliriz:

( قل كل يعمل على شاكلثه فربكم اعلم بمن هو اهدى سبيلا) “Deki herkes kendi fıtrat ve mizacına göre iş yapar, kimin doğru yol tuttuğunu rabbiniz en iyi bilendir.(İsra 84.ayet )Bu ayette  ( شاكلة) kelimesi kullanılmış ve yol, yöntem, taraf,huy, karakter anlamlarına gelmektedir.Bu ayette  Allah ,herkesin kendine ait bir şekil(form) e sahip olduğu ve yaptığı işlerde fıtratının etkili olduğunu vurgulamıştır.Peki her insanın fıtratının birbirinden farklı olmasını sağlayan şey nedir?

Hz. peygamberin ilmin kapısı olarak nitelendirdiği Hz. Ali ‘ye atfedilen bir sözde “Allah insanı farklı renkler benzer ve uyumlanabilir şeyler,çelişkili güçler, mizaçlar, hıltlar, sıcaklık, soğukluk, nem ve kuruluk karışımı ile yaratmıştır.” Öyleyse  insanın özünü oluşturan çeşitli unsurlar vardırve bu unsurların oranına göre mizacı şekillenmektedir.  Yine Hz. Ali’ye nispet edilen “Sen kendini küçük bir cisim sanırsın, ama en büyük alem sendedir.”  Sözünü kendimize rehber ederek ilerleyebiliriz.İnsan kendi içinde küçük bir alem taşır, Her insan farklı bir alemdir.ve ondan izler taşır. O halde Alemi ve insanı oluşturan unsurlar aynı olmalıdır.Peki alemi oluşturan unsurlar nelerdir? Evrenin ana maddesi nedir?

Tarih boyunca bu soruya cevap arayan pek çok uygarlık olmuştur. Fakat Felsefe anlamında ilk arkhe nedir? sorusunun cevabını arayan ve bu soruya cevap bulan felsefe tarihinin ilk okulu olan Miletos(i.ö.6.yüzyıl) okulu filozofları olmuştur. İlk arkhe (ana madde) nedir? Sorusu düşünce bağlamında ilk olarak antik yunanda ortaya çıkmıştır. Miletos okuluna göre arkhe maddi birşeydi. yada maddeden yapılmıştı.Herşey bu maddeden çıkıyorve ona geri dönüyordu. Bu süreç içinde o maddi varlık temel varlık olarak kalıyor, yalnız halleri değişiyordu. Thales(m.ö 624-548) bu varlığın (su) olduğunu iddia etti.Thales’e göre varolan herşey sudan meydana geliyordu.Anaksimenes’e göre ise evrenin ana maddesi (hava) idi.Miletos okulu filozoflarının görüşleri gelişerek devam etmiş, bu görüşlere ek olarak  Ksenophanes (m.ö 570-480) varlığın ana maddesinin  (toprak)  olduğunu söylemiş ve karanlık filozof olarak tanınan Heraklitos  (m.ö.535- 475)  ise varlığın ana maddesinin   (ateş)  olduğunu iddia ederek,ateş herşeyin kendisinden çıktığı ve yine kendisine döneceği ana maddedir görüşüyle 4. unsuru tamamlamış ve maddenin 4 hali (katı, sıvı, gaz, plazma) ortaya konmuştur.

Bu görüşler Empedokles(m.ö 494-434)’in 4 ana madde kuramının oluşumuna temel teşkil etmiştir.Empedokles için (su, ateş, hava ,toprak)evrenin kökleridir.Empedoklesin iddiasına göre bu öğeler ezelden beri hep vardırve evrende var olan herşey bu elementlerin belirli oranda karışımından oluşuyordu.Bu elementleri birbiriyle birleştiren yada ayıran şey ise sevgi ve nefretti.

Empedoklesyen sonra tıbbın babası olarak tanınan Antik yunanlı bir hekim olan Hipokrat (m.ö 460-370)’ın 4 hılt teorisi tıbbın en etkili ve en eski teorilerinden biridir. Bu teoriye göre insan vucudu 4 ana sıvısı(hılt) ile dengede kalır.bu sıvılar (kan,balgam,safra ve kara safra) dır.Hipokrata göre hastalık bu 4 sıvının dengesinin bozulması ile ortaya çıkıyordu. Tedavisi ise bu dengenin düzeltilmesi ile yapılabilirdi. Hipokrattan sonra Antik roma hekimlerinden biri olan Galen (m.s.129-200) mizaç  ilmini sistemleştirmiş, Galenin de çalışmalarıyla mizaç ilmi yüzyıllar boyunca İslam dünyasında ve  Avrupada kabul gören anlayışlardan biri olmuştur.İslam dünyasının en büyük filozoflarından ve hekimlerinden biri olan İbn Sina (980-1037)Hipokrat ve Galen’in fikirlerini aktarmakla kalmamış  onları daha da geliştirerek  (El Kanun fit tıb )  adlı eserinde mizaçların bedenin sıcaklık,soğukluk ,yaşlık, kurulukla olan ilişkisine değinmiştir. İbn Sina’ya göre bu hıltların bozulması ile (öfke, kaygı, melankoli) gibi ruhsal dengesizlikler ortaya çıkabiliyordu.İbn Sina her hastaya farklı tedavi yöntemi uyguluyor hastanın mizacına uygun beslenme, uyku düzeni,  egzersiz gibi yöntemleri kullanarak bütüncül bir yaklaşımla tedavi ediyordu.Osmanlı döneminde de İbn Sina’nın tedavi yöntemleri uygulanmıştır. 18. y.y. sonlarına doğru Osmanlı’nın Avrupadaki bilimsel ve tıbbi yöntemleri takip etmeye başlamasıyla, bütüncül tıp yetersiz görülmeye başlamış ve mizaç ilminin etkisi azalmaya başlamıştır.

Mizaç ilminin etkisinin azalmaya başlamasına paralel olarak insan da özüne yabancılaşmış, ilahi sistemle olan bağını koparmış, maddesel alemde takılı kalarak mana aleminden uzaklaşmıştır.Mana aleminden uzaklaştıkça mutluluk denen şeyin haz olduğunu sanmış geçici hazlarda mutluluk aramaya başlamıştır.Halbuki geçici hazlar mutluluk vermez. Aksine ilahi sistemde herşey zıddıyla yaratılmıştır. Hazdan sonra gelecek olan duygu ise kocaman bir acı olacak ve ardında derin bir boşluk bırakacaktır. Peki bu boşluk hissinden nasıl kurtulabiliriz? Ne yapmalıyız?

İnsanlığa gönderilen son vahyin ilk emrine kulak vermeliyiz.  “Oku”   ve bu emre itaat etmeliyiz.okumaya kendimizden başlamalıyız.İbn Arabi’nin dediği gibi: (من عرف نفسه فقد عرف  ربه    ) “Kendini bilen Rabbini bilir.”işe kendimizi tanımakla başlamalı, buradan yola çıkarak yaratılan herşey (alem,evren, insan) üzerine tefekkürler yapmalı, yaratılan hiçbir şeyin boşuna yaratılmadığını idrak ederek imanımızı tahkike ulaştırmalıyız.Ancak tahkiki bir imana sahip olduğumuz zaman imanımızın tadını alabilir,içsel huzura kavuşabiliriz.

Mizaç ilmi İslamın ilk emri olan “Oku” emrini nasıl uygulamamız gerektiği konusunda bize ipuçları vermektedir.Mizaç ilmi hakikate ulaşma arzusunda olan insanın kendini bulma serüveninde geçmesi gereken bir yoldur.

Kategoriye Ait Diğer Yazılar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir