Dorian Gray’in Portresi – Oscar Wilde

Oscar Wilde 19. yüzyıl sonlarında yaşamış İrlandalı bir şair ve oyun yazarıdır. Oscar Wilde’ın eserlerinde güzellik ve haz konuları ön plandadır. Estetizm akımının önemli temsilcilerinden biridir. Estetizm akımı, İngiltere’de 19. yüzyıl sonlarına doğru ortaya çıkıp “sanat sanat içindir” ilkesini benimseyen, natüralizme tepki olarak doğan edebiyat ve sanat akımıdır. Oscar Wilde, Viktorya Dönemi’nin katı ahlak anlayışının sonucu olarak cinsel yönelimi nedeniyle yargılanıp iki yıl hapse mahkûm edilmiştir. Özgürlüğüne kavuştuktan üç yıl sonra Paris’te yoksulluk içerisinde ölmüştür. Dorian Gray’in portresi Oscar Wilde’ın tek romanı olup yayınlandığı zaman ahlaka aykırı bulunmuş ve sert eleştiriler almıştır. Bu yazımızda Dorian Gray’in Portresi kitabındaki ana karakter olan Dorian Gray’in mizacını tahlil etmeye çalışacağız.

Ressam Basil Hallward, son derece yakışıklı ve masum görünümlü genç Dorian Gray’in portresini yapmaktadır. Arkadaşı Lord Henry Wotton ressama: “Bu senin şaheserin, seneye bunu Grosvenor’a göndermelisin.” Der. Basil: “Bana güleceğinden eminim fakat tabloyu sergileyemem ona kendimden o kadar çok şey kattım ki.” Adı Dorian Gray mi? diye sorar, Lord Henry. “Evet adı bu. Aslında sana söylemeyecektim adını.” “Peki neden?” diye sorar Lord Henry. Basil: “Anlatması zor. Birini çok sevmişsem adını asla başkalarına söyleyemem. İçine duygu katılmış her portre sanatçının portresidir aslında, modelin değil. Model yalnızca bir vesile, bir rastlantıdır. Ressamın açığa çıkardığı şey model değildir, boyalı tuvalin üzerinde asıl ifşa edilen ressamın kendisidir. Bu resmi sergilememek istememin sebebi ruhumun sırrını ele verme korkusudur.” der. Basil, Dorian Gray’in kendisi için çok önemli olduğunu onu görmediği zamanlarda mutsuz olduğunu, onun sanatı üzerindeki etkisinin büyüklüğünü ve ona olan bu sanatsal tapınma halini tabloya yansıtmıştır. “O tabloda benden çok şey var çok!” diyerek yineler. Henry, Dorian Gray’i merak eder, onunla tanışmak ister ancak Basil bunu çok istememektedir ancak tanıştırmak zorunda kalır. Lord Henry Wotton, Dorian Gray’le tanıştığında; onun biçimli kırmızı dudakları, içten mavi gözleri, kıvırcık altın rengi saçlarıyla gerçekten olağanüstü yakışıklılıkta bir genç olduğunu görür. Onun yüzünde gençliğin samimiyetini ve tutkulu saflığını görür. Sanki dünya onu hiç kirletmemiş gibidir. Basil’in onu taparcasına sevmesine hiç şaşırmaz.

Lord Henry Wotton; son derece zeki, etkileyici bir konuşması olan, insanları çarpıcı sözleriyle manipüle edebilen, hayatın amacını zevk almak olarak gören, kendi fikirlerini başkalarını hayatında görmek isteyen, acı çekmenin kötü, çirkin olduğunu düşünen etkili biridir. Dorian, Henri’ye sorar: “Arkadaşlarınızı gerçekten kötü mü etkiliyorsunuz Lord Henry? Basilin söylediği kadar kötü mü?” Lord Henry: “İyi etki diye bir şey yoktur Bay Gray. Etki, özünde tümden gayriahlakidir çünkü bir insanı etkilemek ona kendi ruhunu vermektir. Dünyanın en büyük günahları insan zihninde işlenir. Mesela siz Bay Gray, şu gül goncası gençliğinizle, pembe, beyaz taze teninizle düşüncesi bile sizi ürküten, gündüz düşlerinizde ya da gece rüyalarınızda gördüğünüzde yüzünüzün kızarmasına sebep olacak nice arzunuz oldu kim bilir?” der. Dorian, nasıl olmuştu da kendisini keşfetmesi bir yabancı sayesinde mümkün olabilmişti diye düşünür. Lord Henry, söylediği sözlerin Dorian’da yarattığı etkiden memnun bir şekilde sözlerine devam eder. Dorian’a güzelliğin bir tür deha olduğunu, insanları dış görünüşlerine göre değerlendirmeyenlerin sığ olduğunu, çağın ihtiyaç duyduğu şeyin yepyeni bir hedonizm olduğunu, sahip olduğu bu kişilikle yapamayacağı şeyin olmadığını söyleyerek Dorian’ı etkilemeyi başarır. O sırada ressam resmin bittiğini söyler. Henry: “Çağımızın en güzel portresi bu Bay Gray gelin de kendinize bakın.” Dorian tabloyu görünce geri çekilir, bir vahiy inmişçesine kendi güzelliğinin farkına varmıştır. Dorian gözlerini portresinden ayırmadan “Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Keşke tersi olabilseydi! Ben hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Ruhumu bile satardım!” der. Ve devam eder: “Güzelliği solup gitmeyecek olan her şeyi kıskanıyorum. Senin yaptığın portremi kıskanıyorum. O resim değişseydi de ben aynı kalsaydım! Neden yaptın bu resmi?” diye ağlamaya başlar. “Hepsi senin marifetin Henry.” der ressam yüzünde acı bir ifadeyle. Basil resmi imha etmek ister ancak Dorian izin vermez portresini alır evine götürür. Henry Dorian’ı tiyatroya davet eder, o günden itibaren Dorian Gray ve Lord Henry yakın dostluk kurar sık sık birlikte vakit geçirirler. Dorian Gray bir gün Henry’ye gerçek bir deha olduğunu düşündüğü tiyatro oyuncusu olan Sibyl Vane’e aşık olduğunu onunla evlenmek istediğini söyler ancak Henry her zamanki tavrıyla “Birileri sana hep aşık olacak, sense hep aşka aşık olacaksın bu daha başlangıç.” diyerek modası geçmiş evlilik kurumu yerine evlilik dışındaki ilişki biçimlerinden yana olduğunu söyleyerek Dorian’ın Sibly’ye olan duygularını manipüle eder. Ressam Basil ise her ne kadar evlenme fikrinden dolayı Dorian’ı kaybetme korkusu yaşasa da olumsuz bir şey söylemez duygularını kendi içinde yaşar. Dorian dostlarını Sibly’nin oynadığı tiyatro oyununa davet eder. Ancak Sibly Dorian’a duyduğu aşkın tiyatroya olan aşkının önüne geçmesi nedeniyle kötü bir oyunculuk sergiler. Dorian arkadaşlarına rezil olduğunu düşünür ve Sibly’yi acımasızca terk eder. Eve geldiğinde portresindeki yüz ifadesinin biraz değişmiş olduğunu görür. Ağzının kıvrımlarında acımasız bir ifade görür. Dorian çok kötü bir şey yaptıktan sonra aynaya bakıyormuş gibi hissetmektedir. Portreyi hiç kimsenin görmesini istemez ve üzerini örter. Birden aklına o çılgın dilekte bulunduğu an gelir: Keşke kendi genç kalsaydı da tablo yaşlansaydı, tüm arzu ve günahlarının yükünü tablodaki yüz taşısaydı. Dorian kendi kendini sorgulamaya başlar, zalimlik mi etmişti sahiden? Olanlar kızın suçuydu onun değil. Dorian onu büyük bir sanatçı olarak hayal etmişti. Oysa kız onu hayal kırıklığına uğramıştı. Peki ya o resim? Resme ne demeliydi? Resim Dorian’a kendi güzelliğini sevmeyi öğretmişti. Şimdi de kendi ruhundan nefret etmeyi mi öğretecekti? Dorian karar vermişti bundan böyle nefsine hâkim olacak asla şeytana uymayacaktı. Bir daha Lord Henry ile görüşmeyecek, onun fikirlerine kulak tıkayacaktı. Sibly’den özür dileyecek ve onunla evlenecekti. Bu düşüncelerle boğuşurken ertesi gün Henry gelir ve Dorian’a Sibly’nin intihar ettiğini bütün gazetelerin bunu yazdığını, bu olayın mutlaka soruşturulacağını ve Dorian’a asla bulaşmamasını söyleyerek onun bu olaydan dolayı acı çekip vicdan muhasebesi yapmasına fırsat vermez. Dorian’ı kulüpte eğlenmeye davet eder. Ertesi gün Basil gelir Sibly’nin intiharından duyduğu üzüntüyü dile getirir. Ancak Dorian’ın kayıtsız bir şekilde hayatına kaldığı yerden devam ettiğini görür ve Dorian’a: “Ne olduğunu bilmediğim bir şey seni tamamen değiştirmiş. Dışarıdan bakınca stüdyoma gelip portresi için poz veren gençsin. Fakat sen o zaman kendi halinde, sevgi doluydun. Sana ne oldu anlayamıyorum. Kalbinde zerre kadar merhamet yokmuş gibisin. Bunlar hep Henry’nin etkisi, görebiliyorum.” der. Fakat Dorian Sibly’in intiharı konusunda hiçbir suçluluk hissetmemekte bu olayın Sibly’nin oynadığı en iyi trajedisi olduğunu söylemekteydi. Basil, Dorian’a portrenin üzerini neden örttüğünü sorar. Dorian çeşitli bahaneler ileri sürerek portreyi göstermez. Basil resmi sergilemek istediğini söyler. Ancak Dorian ona daha önce sergilemek istemediğini neden şimdi bu düşüncesinden vazgeçtiğini sorar. Bunun üzerine Basil Dorian’a onu görür görmez varlığı üzerinde büyük etki bıraktığını, onu taparcasına sevdiğini onu herkesten kıskandığını itiraf eder. Dorian bu itirafı yapan ressama acıma duymaktan kendini alamıyor, günün birinde kendisinin de bir arkadaşının kişiliğinden bu denli etkilenip etkilenmeyeceğini merak ediyordu. Dorian tabloyu herhangi birinin görme ihtimaline karşı tavan arasına kaldırır. Lord Henry bir gün Dorian’a okuması için bir kitap gönderir. Dorian bu kitabın etkisinden yıllarca kurtulamamış belki de kurtulmak istememişti. Kitabın tamamı Dorian’ın yaşam öyküsünün o yaşamadan önce yazılmış bir öngörüsüydü sanki. Kitapta bahsedilen karakter, akla hayale gelmedik normal insanların ahlaksızlık olarak nitelendirdikleri her şeyi yapmakta ve yalnızca haz odaklı yaşamaktadır. Zevk almak uğruna yapmadığı denemediği hiçbir şey kalmamıştır. Hayatta hiçbir şeyi eksik olmayan insanların hastalığına tutulmuş ve intihara meyledecek kadar hayattan bezmiştir. Dorian bu kitabı tekrar tekrar okuyor, geceleri rüyasında görüyor gündüzleri ise sürekli onlarla meşgul oluyordu. Sonra yanından bir an olsun ayırmadığı anahtarla tavan arasındaki odaya çıkar, elinde bir aynayla Basil’in yaptığı portrenin önünde dikilip bir tuvaldeki yaşlanmakta olan o şeytani surata bir de aynada kendine gülümseyen o genç ve güzel surata bakardı. Aradaki bu keskin tezat haz duygusunu okşardı. Gün geçtikçe kendi güzelliğine daha da sevdalanıyor, ruhundaki çürümeye daha fazla dikkat kesiliyordu. İnsanların günah diye adlandırdıkları şeyi seviyordu. Bir gün Basil Dorian’ın yanına gelir. Ona Londra’da arkasından feci şeyler konuşulduğunu, yüzüne baktığı zaman bu kötülükleri onun yapmış olabileceğini asla düşünmediğini söyler. Dorian, sana ruhumu göstereceğim diyerek ressama tabloyu gösterir. Tablodaki çirkin yüzü gören ressam dehşete düşer. Basil tabloya uzun uzun bakar. “Tanrım eğer doğruysa böyle bir yaşam sürdüysen, seni karalayanların tahmininden daha kötü bir insansın demektir.” der ve “Dua et Dorian!” diye mırıldanır, onu hatalarından pişman olmaya çağırır. Fakat Dorian “Artık çok geç Basil!” diyerek eline aldığı bıçağı ressama saplar ve onu öldürür. Dorian kimyager olan bir tanıdığını çeşitli tehditlerle ceseti ortadan kaldırmaya ve bunu kimseye söylemesi konusunda zorlar. Kimyager cesedi ortadan kaldırır fakat daha sonra kimseye anlatamadığı bu yükü taşıyamaz ve intihar eder. Dorian Sibly’den ve ressamdan sonra bir kişinin daha ölmesine sebep olmuştur. Dorian sürekli endişe içerisindedir. Sibly Vane’in intiharı yıllar geçse de peşini bırakmamış ve bunun üzerine yenileri eklenmişti. Endişe ve korku içerisinde yaşamaktan bitkin düşmüştü. Dorian bir gün akşam yemeğinde Henry’ye artık çok yorulduğunu, bundan sonra iyi bir insan olacağını ve kötülük yapmayacağını söyler. Henry ise Dorian’a “Ah Dorian ah! Ne mutlu sana! Ne harika bir yaşamın oldu. Her şeyi kana kana yaşadın, hiçbir şey seni bozmadı. Benim gözümde hiç değişmeyeceksin. Sen ve ben her zaman dost kalacağız.” der. Ancak Dorian yaptığı kötülük ve günahların ağırlığından yorulmuş ne yaparsa yapsın artık vicdanını susturamamaktadır. O gece kulübe gitmek istemez eve gitmek ve yalnız kalmak istemektedir.

Dorian evine dönerken önceden yanından geçen insanların birbirlerine göstererek “İşte Dorian Gray!” dediklerinde nasıl mutlu olduğunu hatırlar. Şimdi ise kendi adını duymaktan bıkıp usanmıştır. Eve geldiğinde Lord Henry’nin kendisine söylediklerini düşünür: İnsanın asla değişmeyeceği doğru muydu acaba? Portresi sanki onun vicdanı olmuştu. O aklına geldiği zaman en keyifli anları bile zehir oluyordu. Onu yok edecekti. Portresinin yanına gider, acı ve öfke dolu bir çığlık atar. Portre eskisinden daha çirkin gözükmektedir. Dorian, Basil Hallward’a sapladığı bıçağı alır ve resme saplar. Önce acı bir çığlık duyulur ardından patırtılar gelir. Hizmetçiler korkuyla odalarından fırlarlar. İçeri girdiklerinde duvarda efendilerinin portresini görürler; Portre, tıpkı onu son gördükleri gibi, mucizevi gençlik ve güzelliğiyle göz kamaştırıyordu. Yerde smokinli, kalbine bıçak saplanmış ölü bir adam yatıyordu. Adamın yüzü buruş buruş, sarkık ve tiksinti vericiydi. Ancak yüzüklerine baktıktan sonra adamın kim olduğunu anlayabildiler.

Dorian Gray, olağanüstü yakışıklılığıyla dikkat çeken, masum ve saf görünümlü bir gençtir. Ressam Basil’in Dorian’da en çok sevdiği ve hayran olduğu şey dış görünüşündeki güzelliğinden öte masum ve saf oluşudur. Dorian, Basil’in yaptığı portresini gördüğü zaman kendisini ilk kez görüyormuş gibi güzelliğinin yansımasının farkına varır ve kendi güzelliğine aşık olur. Suya yansıyan hayalini gördüğünde aklı başından giden Narkissos gibi… Güzelliği solup gitmeyecek olan her şeyi kıskanmaya başlar. Zamanla bu gençlik ve güzellik uğruna varını yoğunu verip ruhunu bile satabilecek kadar takıntılı biri hale gelir. Gençlik ve güzelliğe olan bu saplantısı onu kibirli, kendisinden başka kimseyi düşünmeyen biri haline getirmiştir. Basil’in ona karşı olan derin sevgisi karşısında ona karşı acıma hissetmesi de bunu göstermektedir.

Dorian Gray sık sık toplum içine çıkan, birçok kişiyle arkadaşlık yapan sosyal birisidir. Özellikle Lord Henry ile olan arkadaşlığı önemlidir. Lord Henry konuşmalarıyla dikkat çeken, esprili, kışkırtıcı, entelektüel, girdiği ortamı değiştiren, baskın karakterli birisidir. Dorian Gray Lord Henry’nin konuşmalarından, düşüncelerinden, kendisine verdiği kitaptan, kısacası savunduğu hedonizm felsefesinden etkilenmiş; toplum içinde saygın, zarif, kusursuz ancak iç dünyasında kötü, vicdansız biri haline gelmiştir. Zaman zaman yaptığı kötülüklerden vicdan azabı duyarak iyi bir insan olacağına dair kendi kendine kararlar almasına rağmen arkadaşı Lord Henry’nin bir sözüyle bu kararından vazgeçebilen, kendisine karşı verdiği sözlere sadık kalamayan, kararsız değişken bir karaktere sahiptir.

Dorian Gray yeni heyecanlar ararken kendisine yabancı olduğunu bildiği birtakım düşünce biçimlerini benimseyen, bir süre kendisini onların etkisine bırakan ancak merakını giderdikten sonra onları terk eden biridir. Nitekim bir ara Katolik mezhebinin ritüellerine ilgi duyması, bir süre parfüm yapmanın inceliklerini araştırması, başka bir zaman mücevherlere olan merakı, onun pek çok konuya ilgi duyan meraklı bir yapıda olduğunu göstermektedir. Ancak bu, doyuma ulaştığı zaman sona eren sığ bir meraktır. Ayrıca zaman zaman müzik aleti çalmakta ve sanat ve estetikle de ilgilenmektedir.

Dorian Gray’in güzellik düşkünü, dış görünüşüne önem veren biri olması, başkalarından etkilenmeye açık, girdiği ortama çabuk uyum sağlayabilen sosyal biri olması, ilgi alanlarının çok ancak yüzeysel olması onda demevi (hava) mizacının etkisinin yoğun olduğunu göstermektedir. Ancak Dorian Gray mizacında aşırıya giderek olumlu özellikleri olan saflık ve masumiyet gibi özelliklerini yitirmiş böylece mizacının olumsuz özellikleri olan dağınıklık, yüzeysellik gibi yönleri artmıştır. Bunda arkadaşı olan Lord Henry’nin etkisi büyüktür. Lord Henry’nin ateşli mizacı Dorian’ı ilk tanıştıkları andan itibaren etkisi altına almıştır. Lord Henry ve Dorian’ın arkadaşlığı ateş ve havanın birbiriyle olan ilişkisine benzer. Dorian’daki hava Henry’deki ateş potansiyelini açığa çıkarıp yükseltmiştir. Henry, Hedonist fikirlerinin yansıması olan Dorian’ı izlemekten büyük bir haz almış, hem yanmış hem yakmıştır. Hava ateşi besler, ateşin yanması için havaya ihtiyacı vardır. Havanın fazla oluşu ateşi harlar. Hava olmazsa ateş söner. Hava ateşin yakıtıdır. Dorian Henry ‘nin fikirlerinin hayat bulmuş halidir. Hava hareket, nefes, yaşam demektir. Ateş ise güç, tutku ve yıkımdır. Dorian’ın başlangıçtaki saflığı, masumiyeti, yaşama sevinci zamanla Henry’nin güçlü üslup ve tutku dolu fikirleri karşısında yıkıma uğramıştır. Dorian zamanla bencil kibirli ve acımasız birine dönüşmüştür. Yani Henry’nin mizacının (ateş) negatifine doğru gitmiştir. Dorian yaptıklarının yükünü taşıyamaz hale gelmiş, birçok kez değişmek istemiş fakat bunun için çaba harcamamış, bu isteği sadece bir düşünce olarak kalmıştır. Bu sebeple artık kendisini tanıyamaz olmuş, hiçbir şey artık onu mutlu etmemeye başlamış bunun sonucu olarak da hiçbir şeyi eksik olmayan insanların hastalığına yakalanmıştır. Dorian kendisini çıkarsız seven tek kişi olan ressamı öldürerek aşkı ve sevgiyi de öldürmüştür. Aşk ve sevgi olmayınca hayatının renkleri iyice solmuş hayattan zevk alamaz hale gelmiş, onu hayata bağlayan hiçbir şey kalmamıştır. Yaptığı kötülüklerden dolayı çirkinleşen portresini parçalayarak aslında susmayan vicdanını susturmaya çalışmıştır.

Oscar Wilde kitabının başında yer alan ön sözü romanına gelen “ahlaksızlık” eleştirilerine cevap olarak yazmıştır.

“Sanatçının amacı sanatı ortaya çıkarmak, sanatçıyı gizlemektir.”

“Ahlaklı ya da ahlaksız kitap diye bir şey yoktur. Kitaplar ya iyi yazılmıştır ya da kötü.”

Romanın üç ana karakteri de Oscar Wilde’ın sanat ve hayat hakkındaki farklı düşüncelerini temsil etmektedir.

Ressam Basil Hallward’ın Dorian’a karşı olan derin duyguları Oscar Wilde’ın bastırılmış cinsel yönelimini yansıtır.

Lord Henry Wotton karakteri Oscar Wilde’ın hedonist fikirlerini en açık biçimde dile getiren sanatı ve güzeli her şeyin üstünde tutan, Dorian’ı “hayatını bir sanat eseri gibi” yaşamaya ikna eden kişidir. Toplumun ahlak kurallarını küçümseyerek, sadece estetik ve zevklerin peşinden gidilmesini savunur.

Dorian Gray karakteri ise gençliği ve güzelliği ile kusursuz bir sanat eserini temsil eder. Hayatını da bir sanat eseri gibi yaşar. Oscar Wilde’ın estetizm ile ilgili düşüncelerinin yansımasıdır.

Oscar Wilde, bu karakterler üzerinden düşüncelerini aktarırken aslında kendi kendisiyle savaşmakta; estetizm ve hedonizm birleştiği zaman yaşanabilecek olan ahlaki çöküşü portredeki çirkinleşme ile anlatarak iyi bir sanatçı olduğunu ortaya koymaktadır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir